En güçlü yanın, aslında en güçsüz yanın olmasın?

Klişe bir soru; en güçlü yanın nedir?

Özellikle bir İK sorusu olarak o kadar ünlendi ki, bu sorunun en makbul cevapları diye listeler var artık. Google’a sorarsanız, bu soruya uygun görülen genel cevaplar, ‘yazmak, satış, insan ilişkileri, yaratıcılık’ gibi özellikler. Gayet güzel, buraya kadar sorun yok. Hepimiz bazı konularda özellikle iyiyiz. Peki, bu en güçlü yanlarımız, aynı zamanda en güçsüz yanlarımız olarak ayağımıza takılıyor olabilir mi?

Birkaç gün önce, şu anda üzerinde çalışmakta olduğum kişisel markam ile ilgili bir anket oluşturdum. Beni yakından tanıyan ve çok az tanıyanlardan; en güçlü yönlerim, en güçsüz yönlerim, işimle ilgili algıları gibi soruları yanıtlamalarını rica ettim. Çoğu tahmin ettiğim, bazıları tahmin etmediğim harika faydalı yanıtlar aldım.

Bu yanıtları analiz ederken, bir anda dikkatimi bir alan çekti.

‘Beni eleştireceğiniz konu’ kısmında, son 30 yıldır en çok duyduğum eleştirilerden biri olan ‘hızlı konuşmam’ vardı. 🙂 Bu çokça süre düzeltmeye çalıştığım, fakat artık pek çözemeyeceğimi anlayıp olduğu gibi kabul ettiğim bir alan. Ama bir dakika, bu konu gerçekten sadece konuşmayla mı ilgili? Düşününce, hayatımda beni en başarılı yapan, en çok iltifat aldığım konuların da hız’la ilgilii olduğunu fark ettim:

-Ne kadar hızlı düşünüyorsun!

-Fikirlerini ne kadar hızlı uygulamaya geçiriyorsun!

-Ne kadar hızlı yazıyorsun!

-Maillere ne kadar hızlı cevap veriyorsun!

-Ne kadar hızlı çözüm buluyorsun!

-Ne kadar hızlı öğreniyorsun!

Bunlar ilk bakışta güzel görünüyor, fakat son dönemde kendimi eğitmeye çalıştığım en büyük alan da tam da bu: Doğuştan da eğilimli olduğum hız’lı olma gayretinin, bana yol üzerinde pek çok şey kaybettirdiğini fark ettim.

-Ne kadar hızlı düşünüyorsun! – ve bu yüzden ne çok detay atlayıp hep sadece büyük resme bakıyorum

-Fikirlerini ne kadar hızlı uygulamaya geçiriyorsun! – ve bu yüzden üzerinde çok iyi düşünülmüş bir şeyi hayata geçirmek yerine hep olduğu kadar’a razı oluyorum

-Ne kadar hızlı yazıyorsun! – ve bu yüzden hep klavye başında spor yapar gibi yoruluyorum

-Maillere ne kadar hızlı cevap veriyorsun! – ve bu yüzden aklıma hep ‘keşke şunu da deseydim’ ya da ‘böyle demeseydim’ler geliyor

-Ne kadar hızlı çözüm buluyorsun! – biraz daha düşünsem belki daha çok alternatif çözüm bulur, bunların arasından en doğrusunu seçerim

-Ne kadar hızlı öğreniyorsun! – belki yavaşlayıp, bazı konuları daha derinlemesine öğrenmek daha iyi bir fikir

Hız’ın, benim hayatımda, kariyerimde dikkat çekmemi, operasyonel işleri alışılmamış bir kolaylıkla halletmemi sağladığı kadar; özellikle dikkat ve detaycılık gerektirecek büyük karar anlarında beni bir güzel de baltaladığını fark ettim.

New York Times’da yayımlanan bu makale, güçlü yönlerimizi daha sık kullanmak yerine, daha akıllıca kullanmamızı öğütlüyor. Ne güzel bir tavsiye!

Güçlü yönlerin yönetilmesini zor kılan bir konu, çocukluktan beri bu yönle ilgili iltifat alıyor olmamız, iltifat aldıkça onu gerekli gereksiz her yere kanalize ediyor olmamız ve artık üzerinde düşünmeyerek gerekli gereksiz her yerde otopilotta devreye sokuyor olmamız olabilir.

Bill Gates’in eşi Melinda Gates, ‘Genellikle en büyük zayıflığımız, en güçlü yanımızın ters yüzüdür.’ demiş. Bu perspektiften bakınca, bu hız meselesi benim için tamamen anlamlanıyor.

Özellikle de iş hayatında işimize yaradığı için bolca ödüllendirilen güçlü yanlarımızı gereğinden fazla kullanıyor olabilir miyiz? Peki sizin en güçlü (güçsüz) yanınız ne? Disiplin mi? Sabır mı? Adanmışlık mı? Tekrar düşünmeye var mısınız?

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: