Çocuklu Evde Home Office: Bir Yeni Yüzyıl Becerisi

Bir yanda hayatımızdan yok olan trafik. Ev kıyafetleriyle çalışmanın rahatlığı.

Bir yanda arka fonda durmadan çalan ‘Ali Baba’nın çiftliği’ sesleri, çığlıklar, ağlamalar.

Sürekli yemek pişmesi ve sürekli fonda çalan Aram Sam Sam’a eşlik eden soğan kokuları.

Yere takır tukur düşen legolar, paldır küldür yuvarlanan kutular, yumruklanan kapılar.

Yeni ofisinize hoş geldiniz!

Son iki hafta hepimiz için hayat değiştirici bir deneyim oldu.

Kendi adıma, çocuğum olduktan sonra evde, bilgisayarı açıp birkaç mail atmak dışında hiç çalışmamıştım.

Şu anda evde bakıcımızla birlikte 4 kişi ev hapsindeyiz.

Bakıcımız mı dedim? Evet şu anda o da bizimle ve çok şanslıyız. Çünkü ben çalışırken o çocuğuma bakabiliyor.

Ev yerleşimimiz şu şekilde: Yatak odası eşimin ofisi, oğlumun odası benim ofisim, salon oğlumla bakıcısının oyun parkı.

Benim için çok eskiden beri, gün içinde kendimle kalacağım zamanlar yaratmak dehşet kıymetlidir. Malum, içe dönük olmanın baş gerekliliklerinden. Bu hayat tarzında, kendinizi ‘evde’ olduğunuz için ‘izole’ sanacaksınız ama hayır, bu tam olarak şu demek oluyor:

Kendine ayıracak zamanın SIFIR!

Zoom toplantılarında, bilgisayarın ekranı biraz kayacak diye ödüm kopuyor çünkü oturduğum koltuğun üstünde fil ve at tabloları var.

Ayağımın altında oyun halısı var, ona basıyorum. Bilgisayarda bir şeyler yazarken düşünmek için kafamı kaldırdığımda, bir alt değiştirme masasına bakarak düşünüyorum.

Benimki birçok yönüyle çok basit bir örnek.

Çünkü asıl düşünmemiz gereken bunun bakıcısız versiyonu, ve bir de benim gibi kendi işini yapanlar değil de kurumsalda çalışanlar için ne anlama geldiği. Son birkaç haftadır kurumsalda çalışan arkadaşlarımdan pek iç açıcı haberler almadım. Saat akşam 10’a koyulan toplantılar, durmayan whatsapp mesajları, mesai saatlerinin kaybolması. Bunun olması çok beklenirdi bence, çünkü eğer bir yöneticide ‘kanırtmalıyım, kanırtmalıyız yoksa çalışmıyoruz sanılır ve kovuluruz’ içgüdüsü varsa, tabii ki ofiste olduğu gibi evde de çalışanının suyunu çıkaracaktı. Evde olmak böyle yöneticilerin ellerini terletir: Çalışanlar nasıl daha rahat olabilir? Onları hemen rahatsız etmek ve yormak gerekir!

Peki, kurumsal ofisler home office’e döndüğünde ne oldu?

Bakıcısı olmayanlar, normalde çocuğa anneanne – babaanne bakanlar -ki malum şu anda onlarla görüşemiyoruz? Bu insanların nasıl çalıştıklarını – çalışamadıklarını kaç kişi düşünüyor acaba?

Ben bakıcı olmadığı zamanlarda ne zaman çalışabildiğimi biliyorum: Oğlum öğle uykusunda ve gece uykusundayken.

Ama tabii ki bu kurumsal taleplerin çok altında.

Tüm gün durmayan mailler, mesajlara kim cevap verecek?

Bir yandan kim ‘otobüsün tekeri dönüyor’a el çırpıp, öğlene ayrı akşama ayrı yemek pişirip, akşamüstü için muhallebi yapacak?

Bu dönem hepimiz için psikolojimizi çok zorlayan bir dönem.

Sürekli evde olmak, sürekli bir arada olmak, küçücük alanları aralıksız paylaşmak, hiç mola verememek herkes için zor.

Ben kendi burnoutumu cuma günü yaşadım ve bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim.

-Kulağımda dev kulaklıklarla yarım saatlik bir tek kişilik bir parti yaparak başladım.

-Duş süresini en güzel kokulu duş jelleriyle uzatarak devam ettim.

-Kitap okumuyordum ne zamandır, gittim kitaplarımı çıkardım ve onlara gömüldüm.

-Evde pilates yapmaya başladım.

-Sonra da Zumba hatta üstüne bir de Latin dansı yaptım.

Sorunun çocukta değil, çocuktan ayrı kaldığım her anı işe ayıran bende olduğunu gördüm.

Kendi iyiliğinizi projelendirmezseniz, iş, psikolojinizi canavar gibi yer.

Kendimize iyi gelecek şeyleri bu dönemde ajandamıza ekleyecek kadar ciddiye almazsak, birbiri içine geçen roller ve hayatlar, hepimizin burnout sonunu hazırlayacak.

Hobilerimizi ve kendimizi rahatlatan, özümüze döndüren, zamanı unutturan aktiviteleri bu denli ciddiye almak için daha iyi bir vakit hiç olmamıştı.

Küçük ve ciddi molalar, çocuklu home office’lerde hayat kurtarabilir.

Bir de bunu yapma yani kendi standartlarını belirleme imkanı olanlar için söylüyorum; bu dönemde her şey mükemmel ve eksiksiz olmayabilir.

Ben eski koştur-koştur kültürümüzden ayrılamayıp günlerimi aralıksız toplantılarla doldurdum, bugüne kadar.

Bugün, bunu değiştirme kararı aldım.

Artık her günün içine ‘ben’ saatleri koyuyor ve onlardan asla taviz vermiyorum.

Bu daha az iş almak anlamına gelebilir mi? Evet, ve gelsin.

İşleri yapabilmek ve herkese ilham verebilmek için, önce ben iyi olmalıyım.

En çok çalışan, en çok başaran, en çok iş alan olmak zorunda değilim.

Ama dengede olmak, huzurlu olmak, iyi hissetmek zorundayım.

Ne kadar zor olduğunu biliyorum.

Ve kendim bu beyin ve ruh yakan karmaşadan yeni ders çıkarmışken, yazmak istedim.

Eğer benim gibi alarm veren bir durumdaysanız, programınıza el atmak ve kendinize ne kadarcık mümkünse o kadar yer açmak için, doğru zaman şimdi olabilir.

Sağlıkla kalın. Ve molalarda küçük kadife yanaklar öpebildiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzu hiç unutmayın.

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: