Kurumsaldan Terk Spiritüel Girişimci

Geçen hafta katıldığım bir sözde-kişisel gelişim eğitimi, belki de bu konuda çoktan dolmuş olan bardağımı taşırarak bana bir aydınlanma yaşattı. Çevremde -neyse ki çok yakın çevrem değil- sayısı azınmayacak kadar büyük bir kitle kurumsal hayatı bırakıp koçluk ve benzeri işlere girişmiş durumda ya da girşime niyetinde.

Bir ara, ‘O kadar çok koçluk eğitimi alan oldu ki artık danışandan çok koç var, onlara danışacak kimse kalmadı’ diye bir espri dönüyordu. Gördüğüm o ki durum gerçekten de böyle.

Koçluk benim için, uzun bir süre, bugün size ifade ettiğinden bambaşka bir şey ifade etti.

Çünkü 17 yaşında elime aldığım bir koçluk kitabı (%100 Düşünce Gücü) ve sonrasında keşfettiğim bir koçun okuduğum sayısız kitabı (Tony Robbins) benim için çekingenlik sorunumu yenmemde yardımcı olmuş, hayatımı değiştirecek adımlar atmamı sağlamıştı.

Zaten psikoloji eğitimi almaya da bu kitapları okuduktan  ve değişimi yaşadıktan sonra karar verdim, çünkü insanın eğer isterse alışkanlıklarını, düşüncelerini, huylarını kendisinin değiştirebileceği bilgisi psikolojiye fena halde merak salmama sebep olmuştu.

O zaman koçluk, çok üst düzey yöneticilerin aldığı, öyle sokaktan geçen insanın koçluk alıyorum diye dolaşmadığı bir alandı. Okuduğum ve çok etkilendiğim kitap olan %100 Düşünce Gücü’nün yazarı, aslen avukatken sonradan bu işi yapmaya başlamıştı. O zaman bu, üzerinde düşündüğüm bir detay değildi.

Geçen hafta katıldığım eğitime geri dönelim. Kesinlikle ifşa ve rencide etmemek adına bazı detayları eksilterek ve değiştirerek anlatacağım. Kurumsal hayatta çok iyi şirketlerde uzun bir süre geçirdikten sonra spiritüel mevzulara dönen, kurumsal hayatı bırakan bir koçun eğitimine gittik. Anlatmaya Tanrı’dan başladı, bebeklik döneminden girdi, çekim gücünden çıktı, anda olmaktan bahsetti, arada bu dev konseptlerle ilgili gelen soruları yalan yanlış ‘aynen’ gibi sözcüklerle geçiştirdi. Sürekli gülümsüyor, ne kadar rahat, mutlu olduğundan, hiçbir şeyi takmadığından, hiçbir şeyin önemli olmadığından bahsediyordu.

Anlattıkları eksik olsaydı belki çok içim yanmazdı ama bilimsel açıdan doğrulanmamış, bir oradan bir buradan öğrenilen bilgilerin birleştirildiği, eksik ve hatalı, ne olduğu belli olmayan bir felsefe anlatıyordu. Sonra koçluk yaptığından bahsetti. Birebir danışanları olduğundan. İnsan psikolojisinin kimlere emanet olduğunu düşündüm…

Koçluk Eğitimi

Koçlukla ilgili algı son zamanda malum feci bir haldeyken, ben kendi içimdeki çocuğun merakına yenilip 2013’te koçluk eğitimi aldım. Eğitim salonuna ilk girdiğimde gördüğüm kitle, o zaman kendime itiraf edemesem de, doğru yerde olmadığımın çok net bir sinyaliydi. Benden başka sadece bir psikoloji mezunu daha vardı -ki o da son derece eleştirel ve sorgusal yaklaşan biriydi-, geri kalan herkes meraktan, arkadaşlarının sorularını çözmede iyi olduğundan, ev hanımlığından veya mevcut kariyerinden sıkıldığından gelmişti. Birkaç haftalık bir eğitim sonrası bu kişiler ‘koç’ adledilerek, bazı insanların psikolojileri onlara emanet edilebilecekti. Üstelik o sıralar, koçluk meslek olarak kabul edildi ve bu o çevrede bayağı sevinçle karşılandı.

Koçluk yaptım, ancak yaparken, koçluk okulunda öğretildiği şekilde yapamadığımı fark ettim. Çünkü çok sığ kalıyordu. Benim koçluğum daha ziyade, kendi profesyonel alanımı da içine alan bir danışmanlığa dönüştü. Psikolojik tarafa, daha derine inmelere asla yetkim olmadığına inanıyordum ki bence haklıydım da, çünkü ben bir klinik psikolog değilim. Bu apayrı bir yetkinlik gerektiren bir iş.

Geçen haftaki eğitim sonrası, bir psikoloji mezunu olarak bu durum damarıma bastı. Kim bilir kaç kişi bu yarım ve yanlış bilgili koçlardan eğitim – koçluk alarak fark etmeden kendi psikolojisini bozuyor? 

Denk geldi, ertesi gün de klinik psikolog bir arkadaşımın eğitimine katıldım. 10 yıldır bu mesleği yapan, Boğaziçi’nden klinik psikoloji masterlı bu arkadaşım, o koç kadar tasasız ve rahat değildi eğitimde. Elinde kağıtlarla gelmiş, anlattığı örnekler ve araştırmaların her birinde kaynakları araştırmacıların adları yılları ile telaffuz etmeye özen gösteriyordu. Çünkü bizim okulda aldığımız eğitim de hakikaten buydu, daima etik, kaynak gösteren, bilime dayalı konuşmak üzerine.

Sonra bir üçüncü olay daha oldu; tesadüfen bir arkadaşım, bir kişisel gelişim ekolüne dahil olduğunu ve tanıtımına beni davet etmek istediğini söylemek için aradı. Anladım, benim tarafımı seçme vaktim çoktan gelmişti: Bu konuyla ilgili bilimsel olmayan hiçbir şeyle ilgilenmediğimi nazikçe belirttim ve yerimi ilgilenenlere bıraktım.

Şimdi, tam bu noktada,

Kurumsaldaki işini bırakıp spiritüel bir girişim kurmak isteyenlere üç naçizane önerim olacak:

1-Bireysel uyanışınızı, dünyanın uyanışıyla eşzamanlı sanmayınız. Sizin 2019’da keşfettiğiniz bir konsept 1970’lerde ortaya çıkmış olabilir. Çocuksu bir heyecanla tekerleği keşfetmiş gibi anlatmadan, savunacağınız konuları derinlemesine araştırın.

2.Neden kurumsal işinizi bırakıp koçluk vb. yapmak istiyorsunuz? Gerçek hayatın dertlerinden kaçmak için ise, yapmayın. Size, gerçek hayatın içinde yaşayan kişiler danışacak. Yorulduğunuz ve daha sakin bir hayat istediğiniz için yapmayın. 

3.İnsan psikolojisiyle uğraşmaya gönüllü olduğunuzun farkında mısınız? Karşınıza ruh sağlığı yerinde olmayan biri çıkabileceğinizi, sizin bunu fark edecek eğitime sahip olmadığınızın farkında mısınız? Gerçekten bu kadar ciddi bir alana alaylı girmek istiyor musunuz, kendiniz ve karşınızdaki adına bunun emniyetli olduğundan emin misiniz?

İki öneri de danışacak olanlar için;

1.Danışacağınız koçu çok iyi araştırın: Eğitimi nedir, tecrübesi nedir?  Ve kendisine mutlaka neden bu işi yapmakta olduğunu sorun. Dikkatlice inceleyin, şu anda nasıl bir hayat yaşadığına bakın, bu sizin istediğiniz hayat tarzıyla örtüşüyor mu? Örneğin boğazda kendi evinde yaşayıp bütün gün yoga yaparak hayatın anlamını bulduğunu söyleyen koçunuz 3 çocukla kurumsalda çalışan ve maaşla geçinen birine yeterince faydalı olabilir mi? düşünün. 

2.Anlatılanlara heyecana kapılıp yüzeysel olarak heyecan verici göründüğü için inanmayın. Hele ki size hızlı değişim, sonsuz mutluluk, daha önce tatmadığınız bir huzur vaat eden koçlara veya eğitimlere hiç itibar etmeyin. Böyle şeyler sihirli şekillerle olmaz, aniden ise hiç olmaz. Sorgulamaya, araştırmaya gönüllü olun.

Sanırım senelerdir kendi içimde tutup da kendime bile itiraf edemediğim şeyi önce tam olarak içimde bulmak, sonra da gönül rahatlığıyla dillendirmek bugüne kısmetmiş: Bilimselliğe dayanmayan tüm kişisel gelişim işlerinin; sonradan alelacele girişilmiş ve birkaç haftalık eğitimle kalkışılmış tüm koçluk işlerinin zırva olduğunu düşünüyorum. Böyle düşündüğüme artık eminim. Kendi adıma, bundan böyle koçluk adı altında herhangi bir işin içinde bulunmayacağımı biliyorum. Bugüne kadar içinde bulunduklarımla da eğitimini aldığım psikoloji bilimine ayıp ettiğimi düşünüyorum. 

Mumları yaktım, gerçek hayattan kaçtım, iş para ve patron müşteri düşünmeden nasıl mutluyum, gelin size de mutluluğu öğreteyim tarzlarına karşı ise hem temkinli, hem tepkili olmaya davet ediyorum.

Ne kadar tehlikeli olduğu konusu yeterince büyütülmeyen, çok tehlikeli bir oyun oynandığını düşünüyorum. İnsan psikolojisinin bir hevesle konuya girişmiş ve sistematikten uzak birilerine emanet edilemeyecek kadar önemli, hayati bir konu olduğunu hep vurgulamak gerektiğini düşünüyorum.

Ve kurumsaldan terk spiritüel girişimci adaylarına samimi bir not:

Belki de ihtiyacınız olan sadece kendinizi dinlemek, kendinizi iyileştirmek, yenilenmek, tatile çıkmak, yazı yazmak ya da  hayatınızda bir şeyi değiştirmektir. Bunlar yerine başkalarına yardım etme sevdasına girişmediğinize lütfen emin olun.

*Dünya ruh sağlığı günü şerefine olsun bu yazı, tam da gününe denk gelmiş.