İstifa Sonrası 16. Aydan Haberler

İstifa sonrası döneminin zorluklarını, güzelliklerini, gelgitlerimi ve aslında kafamın karışık hallerini şu ilk yazımda yazmıştım. O yazıdan sonra çok fazla kişiyle mesajlaştık, konuştuk. Devamını yazacağıma söz vermiştim, işte geldim! Önce merak edilen, o yazının sonundaki iki sorunun cevabını vereyim: Evet, girişimciliğe devam etmeyi seçtim! Korkudan değil ama mecburiyetten sezeryanla doğum yaptım 🙂 Konumuza dönersek;

Kurumsaldaki işimden istifa edişimin 16. ayında, şirketini kurmuş, müşteri seçme lüksüne erişmiş, düzenli olarak çalışan, hatta yoğun çalışan biri haline geldim. Herşey artık düzenli, ve ben sonunda tarafımı seçmiş durumdayım, iyi ki! İyi ki yapmışım, iyi ki çok korksam da hemen kaçmamışım (çünkü genelde öyle yaparım!) 

Sizin için bu zamana kadar olan deneyimimi, yine birkaç maddede toparladım;

*Benim girişimciliğim tesadüfen bir başka çok hayat değiştiren sürece -hamilelik ve yeni anneliğe- denk geldi. Mümkünse hayati kararları aynı dönemde çakıştırmamak daha mantıklı olabilir, panikler binle çarpılıyor. Sağlam bir mücadeleydi, nasıl hepsini sıraya dizdim, nasıl bütün yenilikleri kucaklayıp bir düzen kurdum halen ben de bilmiyorum.

*Para, para, para! Girişimcilikle ilgili sürekli ilham veren hikayeler paylaşılmasına, kitaplar yazılmasına ifrit oluyorum. Evet, eğer maddi anlamda zaten güvendeyseniz ve tek ihtiyacınız olan şey motivasyonsa onları okuyun. Ama maaşı, sigortayı, düzenli geliri bırakmak sizin için hayati bir riskse yani bunlar hayattaki TEK gelirinizse, ilk düşünmeniz gereken şey para. Hatta ilk soru: Hızlı nakit akışımı nasıl başlatacağım? Şirketime nasıl sermaye sağlayacağım? Benim için; küçücük bir ücret olan şirket kuruluşu dahi öncelikle kazanılıp biriktirilmesi gereken bir paraydı.

*’Nişinizi bulmaya’ kasmayın! Girişimcilikle ilgili sayısız makale okudum, çoğu da global kaynaklardan. Hepsinin ilk önerisi ‘Bir niş bulmak!’ Yani alanınızı daratlmak; örneğin ‘Kıyafet satıyorum’ değil de, ‘Kilolu kadınlar için mayo satıyorum’ şeklinde bir daraltma yapmak. Bu doğru bir öneri mi? Kesinlikle, çok doğru. Mecburi mi? Kesinlikle değil. Ben istifa sonrası tam 3 ayımı kendi nişimi aramakla geçirdim. Ne yapsam içime sinmiyordu ve bir türlü arayarak bulamıyordum. Çünkü ben ‘marka danışmanlığı’ yapmak istiyordum ve başka bir nişe kendimi zorla kısıtlamak yapmacık geliyordu. 3 ayın sonunda, bir niş BULMADAN, marka danışmanı olarak ortaya çıkmaya karar verdim. 

*Kervan yolda düzülür! Hem bir önceki maddedeki NİŞ meselesi hem de diğer birçok konuyla ilgili. Ben 3 ayımı ‘peki tekliflerimi nasıl sunsam, peki web sitem nasıl olsa, peki şu hizmeti şöyle mi böyle mi sunsam…’ gibi başlangıç detaylarıyla geçirdim. Şimdi çok lüzumsuz olduğunu görüyorum. Şimdiki aklım olsaydı, istifanın ertesi günü direkt çalışmaya koyulurdum. Çünkü insana, hangi nişe yakın olduğunu, teklifin, sunumun en doğru halini ve daha birçok şeyi YAPTIĞI İŞLER gösteriyor. Bu süreçte en çok cevabı DÜŞÜNEREK değil YAŞAYARAK buldum. Müşterilerimden, geribildirimlerden, ihtiyaçlardan, sunumlardan, fırsatlardan, beni arayıp teklif isteyenlerden çok şey öğrendim. Kolları sıvayıp sahaya inmek kesinlikle önden her şeyi belirlemeye çalışmaktan daha iyi.

*Bununla birlikte, mutlaka önden bir fizibilite çalışması yapmak gerekir. Özellikle de mevcut işinizden farklı bir alana girişecekseniz. Ben bildiğim işi yapmak için sistemden çıktım. Bu birçok konuda 1-0 önde başlamanızı sağlıyor; sektörü, birçok müşteriyi ve tedarikçiyi tanıyorum, işin yapılış şeklini biliyorum, yıllardır yaptığım şeyi yapıyorum. Dolayısıyla benim fizibilite kısmını yapmam kolay oldu. Ancak kendi müşterilerimde çok gördüğüm bir hata, sadece bir ‘hayalin peşinden’ girişimciliğe atılmaları. Çünkü birçok motivasyon kitabı bunu teşvik ediyor değil mi? Pastacı mı olmak istiyorsun, hadi istifa et ve ol! Oysa doğrusu, ‘Pastacı mı olmak istiyorsun? Peki şu anda bu alanda kaç şirket var ve sen rakiplerinden nasıl ayrışacaksın? Bir pastacıya daha ihtiyaç var mı, evetse neden?’ gibi soruların cevabını EN BAŞTAN bilerek ilerlemek. Yoksa tutkunun peşinden balıklama atlamanın sonu genellikle hüsran oluyor.

*Girişimcilik feci hızlı bir öğrenme deneyimi, bu da benim gibi öğrenme tutkunları için geçek bir hediye. Kurumsal hayatta yılda 1 kez başınıza gelecek şeyler kendi işinizi yaparken her hafta 3-5 kere oluyor. Bolca soru, yenilik, farklı müşteriler ve iş tipleri, insanı daima aktif tutuyor. Çok hızlıca ders çıkarıp, vakit kaybetmeden bir sonraki deneyime aktarmak gerekiyor. Paslanmayan bir öğrenme eğrisi, enfes!

*’Müşteri seçmek’ diye birşeyi bana kendi işimi kurarken biri söylese gülerdim. Bu ne şımarıklık! Fakat özellikle de benim gibi tek başına çalışanlar için, doğru müşteriyi seçmenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Bunu hızla öğrenmek gerekiyor. Saygılı, gerçekdışı beklentileri olmayan, iyi niyetli, en önemlisi portfolyonuza yakışacak müşterilerle çalışmak bir ilke olmalı. Yoksa kötü müşterilerle zaman kaybederken kendi zamanınız boşuna tükeniyor. 

*Disiplin ve zaman yönetimine dair ne varsa okudum! Çünkü artık seni ‘push edecek’, motive edecek, geç kalırsan iğneyi batırıp rahatını bozacak, daha iyi yapman için teşvik edecek kimsen yok. Dolayısıyla demir gibi sağlam bir disiplin ve tıkır tıkır işleyen bir zaman yönetimi düzeni kurmak gerekiyor. Yoksa sessizce kaytarmak ya da sessizce yanlış işe fazla zaman ayırmak çok kolay.

*Endişe ettiğinin iki katı kadar çalış! Girişimcilikte en panik dönemim, 9 aylık hamile olduğum aydı. Sürekli, durmadan bebek için harcama yapıyorduk. Nasıl olacak, benim düzensiz gelirim bu yeni düzene nasıl adapte olacak? Ben nasıl çalışacağım, yenidoğan bebekle ilgilenirken işe ne kadar ara vereceğim? Bakıcı tutabilecek miyiz, tutsak da ben bebeği bırakıp ne kadar çıkabileceğim? Binlerce soru kafamda dönüp duruyordu. En sonunda yorulup ‘Tamam, vazgeçiyorum!’ dedim. Gerçekten de kurumsala dönmeye karar verdim. O hormon dengesi ve o panikle, bence normal bir karardı. Binbeşyüz şeyi birden düşünmek yerine ‘Lanet olsun bir ofise gidip geleyim gelirim düzenli olsun, sigortam da düzenli yatsın işte.’ diyiverdim. Ciddi ciddi 15 gün boyunca iş aradım. Durup dururken sürekli iş görüşmesi için aranan biriyken, yaptığım başvuruların hiçbirine dönüş olmadı, zar zor bir çok kötü şirkete görüşmeye gittim, onlar da ilk görüşmeden sonra aramadı! Çok şükür ki, süper vizyoner arkadaşlarım beni düştüğüm kara delikten gün yüzüne çıkardı ve bu saçma kararımdan hızlıca vazgeçip yoluma devam etmemi sağladı. Şimdiki aklım olsa, endişe ettiğimin iki katı çalışırdım. Yani oturup ‘nasıl olacak, nasıl olacak’ diye düşünmeye harcadığım vakti, daha fazla iş yapmaya ayırırdım. O zaman bir yandan ‘oluyor’ olurdu. Bir de biraz daha ‘güvenirdim’. Her şeyin zamanlamasına, zamanla düzene gireceğine. Control freak olmak her zaman -hatta hiçbir zaman!- çözüm getirmiyor.

*Arkadaşlık, girişimcilik serüveninde tekrar gözden geçireceğiniz bir kavram. Aslında tıpkı anne olmak, evlenmek gibi iş kurmak da hayati bir değişim ve diğerlerinde olduğu gibi bunda da ‘kimin gerçekten yanınızda olduğunu’ görüyorsunuz. Hayatın en önemli kavşaklarını birlikte dönemedikten sonra arkadaşlıkların çok bir anlamı yok. Tıpkı kurumsalda olduğu gibi, girişimcilikte de ‘Uu baby, bu benim için bir gelir kapısı mı?’ bakış açılı bir kitle gelip sizi bulacak, bir anda über samimileşmeye çalışacaktır. İtibar etmeyiniz. Bu kişisel bunu belli etmeden bile yapamayacak kadar akıllı değildir genelde, tanırsınız. Gerçek dostlarınız, bir üst maddede bahsettiğim gibi, düşünce sizi kaldıracak, sizinle aynı heyecanı duyacak, apayrı kulvarlarda olsanız da kalben sizinle olacak olanlardır. Zaten, yine tek kişi çalışan biri olarak, hem de bir anne olarak, gerçekten arkadaşlık konusuna o kadar az vakit kalıyor ki, kıymetli olan birkaç kişiyle buluşmak ve o değerli vakti hakikaten onlarla harcamak büyük önem kazanıyor.

*Networking’in yeni hali: dolu dolu networking! Yıllardır networking meselesini -aslında kısaca insanları daha yakından tanımayı- çok seven biriyim, çevrem geniş ve sürekli genişler. Fakat kurumsalda çalışırken yıllar içinde çalıştığım onca insanla sadece arkadaş olduk. İş anlamında, başka bir şirkette çalışırken -eğer CEO veya üst düzey değilsen- networking’den iş bağlantısı çıkarmak kolay şey değil, hatta genelde gerekli de değil -prim usulüyle çalışmıyorsan-. Fakat kendi işini yaptığımda ilginç bir deneyim yaşadım, yeni tanıştığım heri ki kişiden biri ya müşterim oldu, ya bana bir müşteri önerdi! Kendi işinin sahibi olduğunda, seninle tanışmak direkt olarak iş ilişkisi başlatabiliyor. Bu da şahane bir şey. Tılsımlı bir şekilde, yüzyüze tanışmak hala en iyi networking yöntemi-bence. Ama Linkedin’den mesaj üzerinden de çok fazla kişiyle yüzyüze tanıştık ve görüşüyoruz, çalışıyoruz, bu da şahane.

*Zaman çok az! Henüz yapmak isteyip de yapamadığım ÇOK şey var. Ama maalesef kısıtlı zamanda hepsini bir sıraya koymak gerekiyor, her şey aynı anda yapılamıyor. Bu da insanı sinir eden birşey çünkü, ’Tam potansiyelimi gerçekleştireceğim, gün bitiyor!’ şeklinde bir hayat oluyor:) Yine de yavaş da olsa bir bir hepsini gerçekleştirebilmek için çok iyi bir plan-program yapıp sadık kalmak gerekiyor. Ve sabretmek, evet anneliğin bana en büyük katkılarından biri, sabretmeyi öğrenmek!

Anlatacak daha çooook şey var. Yine dönem dönem yazacağım, belli konular özelinde de yazacağım.

Hatta pek yakında inşallah YouTube kanalımda da anlatacağım 🙂

Daha da yakını, 22 Haziran’da, Gizem Şahan ile birlikte bu konuyla ilgili çok sıkı içreriği olan bir atölyemiz olacak: İstifa mı, Devam mı?

1

Kararsızsanız ve benim gibi bu soruyu kendinize 10 yıldır sorup duruyorsanız, gelmenizi mutlaka öneririm.

İyi haftasonları!

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s