‘Hayalindeki Kariyer’ Mitinin Sonu

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür ya; kariyer için de durum genellikle böyledir: 

Hiçbir zaman hayalindeki kariyer, içinde bulunduğun kariyer değildir.

Bu aslında bize son yıllarda çok iyi pazarlanmış bir konsept. Önce kişisel gelişim endüstrisinin pompaladığı ‘Ne istersen olabilirsin’ (bedellerinden bahsetmeden) koşullanması, sonra ‘Sen en iyisine layıksın’ özgüven yüklemesi (yine bedellerinden bahsetmeden) bizi bu hale getirmiş olabilir.

Özellikle son dönemde yeni çalışma şekilleri ortaya çıktıkça, eski ve geleneksel olanı lanetlemek bizim için popüler bir akım oldu. Çok da haksız sayılmayız; 4 Saatlik Hafta’da Tim Ferriss nasıl otomasyon ve pasif gelirle haftada 4 saat çalışarak yaşadığını anlatınca, 100 Dolarlık Başlangıç’ta Chris Guillebeau insanların nasıl sadece 100 dolarla kendi işini kurup zengin olduklarını anlatınca insanın ağzı sulanıyor.

İnsanız, konu daha az emek, daha çok yemek olduğu her durumda ağzımızın sulanması son derece doğal.

Bir yandan hakikaten özellikle dijital araçlar, dolayısıyla online olarak herhangi bir yerden çalışma lüksü, iş dünyasının gitgide hızlanması hayatımıza çevik takımlar, home office gibi güzel ve faydalı açılımları getirdi. Dışarıdan çalışmak demişken, Location Rebel gibi bloglar, çok sıfırlı maaşlar getiren kurumsal finans işini bırakıp dünyayı gezerek çalışmaya başlayanların hikayelerini bize ballandıra ballandıra anlattı. 

Bunları okuyup gördükçe, insanın hayalindeki kariyer, mevcut kariyerinden yıldızlar kadar uzakta gibi geliyor.

Bir ay kumsalda, bir ay dağlarda çalışıp, üstelik haftada 4 saat çalışıp gerisinde otomatik para kazanacakken, 9-6 ofise gitmeyi hangi akıllı ister? 

Konu elbette sadece mekan ve zamandan ibaret değil. Bir de şu ‘otoriteden kurtulmak isteme’ hali var.

Bir kafeye girip merhaba deseniz, insanların %90’ının yöneticisinden veya üst yönetimden şikayetçi olduğunu çay üstüne çay içerek dinleyebilirsiniz. Malum, şikayeti severiz, hem nazarı uzak tutar hem de kolektif negatifliğe aidiyetimizi kuvvetlendirir. Yöneticilerden bu denli şikayet eden bu topluluk, bir yandan her gün girişimci hikayelerine maruz kalır. Yarı yaşlarındaki ya da kendilerinin yarısı kadar bile eğitim almamış ‘çocuklar’, kendi start-uplarını kurup alıp başlarını yürümektedirler, üstelik kendilerinden CEO diye bahsedilmektedir.

Elindeki bilgisayar, yok yok hatta cep telefonu, hemen şu anda otomatik gelir yaratman için her imkanı sana sunuyor. Örneğin, bildiğin konuda Udemy’ye bir kurs kaydedersin, insanlar sen uyurken indirdikçe sen para kazanırsın, ballı börek! Amazon? Tabii ki! Çin’den getir, Amerika’da sat, dükkan para bassın, sen keyfine bak!

Allah aşkına, istediğin yerden, azıcık çalışıp hatta çalışmazken bile para kazanıp kendi patronun olmak varken, ofisteki işinde tıkılıp kalmayı kim ister? 

Buraya kadar her şey pembe panjurlu. Sorun yok.

Fakat bir çizgiyi atladık. Aradaki EMEK ve TUTARLILIK konusunu.

Maalesef girişimcilik hikayelerinin sadece sonuç kısımlarını okumayı tercih ediyoruz. Halbuki ister haftada 4 saatlik, ister başlangıcı 100 dolarlık olup da başarılı olan tüm işlerin ardında çok ciddi bir TUTARLI çalışma var. Hiçbir evet hiçbiri bir gecede başarılı olmuş şirketler – kişiler değiller.

Sistematik çalışmak, düzenli emek vermek, pes etmemek gerçekten de yeni dönem girişimlerinin başarıya ulaşma şansını artırıyor. 9-6 çalışırken yapılan büyük bir hata, bu sistemden çıkmanın ve onun yerine hayalindeki kariyer’e geçmenin seni daha RAHAT, STRESSİZ yapacağı düşüncesi. Bürokrasiden, sürekli bütçelerle uğraşmaktan, işin sıkıcı kısımlarından kurtaracağı düşüncesi.

Yani çoğu kişinin hayalindeki kariyer, yorucu, sıkıcı ve stresli işlerden kurtulacağı bir durum. Evet, sadece bu kadar. Örneğin kurumsalda çalışan biri, ‘pastane açacağım’ diyor. Hayalindeki kariyerin bu olduğunu düşünüyor çünkü pastane açmak deyince aklına gelen resim kareleri; pembe cupcake’ler, önlük takmış gülümseyen kendisi, mutlu müşteriler. Bu işin arkasında da en az mevcut işindeki kadar yorucu bir emek olacağını düşünmek istemiyor. İşte birçok istifa bu nedenle mutlu sona ulaştırmıyor. 

Yine ilginç bir şekilde, kimsenin hayalindeki kariyer muhasebeci ya da ofis boy olmak değil. Herkes resssam ya da dijital bir girişimci, şarkıcı veya konuşmacı olmak istiyor. Olamaz mı? Tabii ki olabilir. Ama bu işlerin aklımızdaki ‘resim’lerine göre karar verip, gerektirdiği emeği göz artı etmek, yanlış bir kariyeri hayal etmemize sebep oluyor. Çoğu zaman seçtiğimiz şey ‘hayalimizdeki kariyer’ sanırken aslında TÜM işlerin mecburen gerektirdiği sorumluluktan kaçmayı seçiyoruz. Bu da hiçbir iş kolunda maalesef başarıyı getirmiyor.

Bu yüzden seçim yaparken ‘Acaba benim asıl olmam gereken ne?’ sorusu kadar önemli bir soru ‘Acaba ben bunun gerektirdiği emeği uzun vadede vermeye hazır mıyım?’ olmalı. Belki de, sadece çok çalışmaktan yorulmuşsunuzdur ve ihtiyacınız olan kariyer değişikliği değil, kısa bir tatildir.

Mayıs ayında bu konuyla ilgili keyifli bir workshop yapacağız: İSTİFA MI, DEVAM MI?

Detaylarını pek yakında yayımlayacağım. Kaçanlara ve kalanlara huzurlu bir haftasonu dileğiyle.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s