Kork, Atla, Tekrarla!

İlkokul 3’te, yüzme okulundaydım. Yüzmeyi öğrendim, fakat tavırları özellikle o yaş çocukları için aşırı sert ve despotik olan öğretmenlerden daima çekinerek.

Sıra, atlamayı öğrenmeye geldi. Benim için her zaman imkansız gördüğüm bir konuydu. 9 yaşındaydım ve çocuk halimle bir kez bile eğlence olsun diye, denemek için, suya atlamışlığım yoktu. Bir nevi sebepsiz küçük kız fobisi.

Sahne şu; benim içn hala ağır çekimde: Havuzun kenarında duruyorum. En sert hocalardan biri havuzun içinden kollarını yukarı uzatmış, bana arkası dönük. Kollarımı tutuyor. Beni çekip kendi üstünden balıklama atlatması gerekiyor. Bana gelene kadar her çocuk atlıyor seri bir şekilde.

Sıra bana gelince duruyorum, kaskatı kesiliyorum. ‘HADİ ATLA KIZIM!’ diye bağırıyor. Donuyorum. Suya bakıyorum, bana ölüme atlamak kadar korkunç geliyor. Buz gibiyim. ‘ATLASANA KIZIM! ATLA!’… Ben yine sadece, duruyorum. En sonunda daha yüksek sesle müdahale ediyor: ‘ATLASANA KIZIM NİYE ATLAMIYORSUN!’ En küçük sesimle ‘Korkuyorum…’ diyorum. Azar – korku diyaloğu bir süre devam ediyor, o gün atlamıyorum. Bir daha da hayatımda hiç suya atalmıyorum.

Bu travmatik bir anı, fakat sonradan düşününce hep başka şekilde yorumlamaya başladım. Ya o gün bunu aşıp atlasaydım? Yüzme ile ilgili değil ama, psikolojik olarak ne büyük bir eşiğin üstünden atlamış olurdum! 

Bu anı bende öyle yerleşmiş ki, hayatta ne zaman konfor alanımın dışına çıkmam gereken bir seçim yapmam gerekse aklıma bu sahne gelir.

Daha yeni oldu; güvenli sulardaki işimi bıraktığımda. Hiçbir şirkete bağlı olmadan, bir maaşım olmadığını bilerek yaşamaya başladığımda.Kendi işimi yapmaya başladığımda. 

O gün havuza atlayamadım ama, sonraki seçimlerde hep havuza kendini bizzat iten biri oldum. Çok zor mu, çok zor. Hayattaki her havuz insana dışındayken koca bir dev, koca bir bilinmezlik, koca bir boşluk gibi görünüyor. Atlarsan çıkamayacağın, boğulacağın bir su gibi. Ama bir yandan sadece korktuğun sulara atlayıp ‘aa bir şey yokmuş’! dedikçe bir bir sınıf atlıyorsun ruhunda, cesaretinde, hayatında. 

Danışanlarımla da hep konuştuğumuz bir konu, bize aslında olduklarından çok daha korkutucu gözüken yeni denizler, sırf yeni diye kendilerinden aşırı çekindiğimiz yollar. 

Yeni kariyer seçimleri, evlilikler, çocuklar, yeni işlere girişmeler, yeni yerlere taşınmalar…

Fakat öncesi ve sonrasını konuştuğumuzda, istisnasız aynı yere varıyoruz:

‘Hiç de korktuğum gibi değilmiş!’

Bir şeyin ‘dışında’ olup onunla ilgili düşünmek, daima onu yapmaktan daha ürkütücü.

Dolayısıyla cesaretin kapısını açmak için daha uzun ve detaylı planlara değil, kolları sıvayıp ‘atlamaya’ ihtiyacımız var.

Bir zamanlar ‘korkumuz’ olan şeyi, ‘gerçekliğimize’ taşımak ve artık onun uzakta duran bir korku olmaması için.

Her şeyi özetlemeyi ve basitçe anlatmayı çok seven biri olarak, hayatta gelişim ve ilerleme formülünü 3 basit kelimeye indirdim:

Kork, atla, tekrarla!

Uzaktan kocaman, derin, uçsuz bucaksız, dehşet verici görünen bilinmez sulara.

Atlayınca, sudaki insan olunca, bir daha asla aynı ‘korkak’ insan olunmuyor.

Sonrası deneme yanılma da olabilir, deneme bulma da. Ama önemli olan, bu deneyimden çıkarken bir daha asla aynı ‘atlamaktan korkan insan’ olmama garantisi.

Hadi kızım, hadi oğlum, ATLASANAAAAAAA!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s