İş Görüşmesinde Zenginleri Elemek

Hitler belgeseli, Osho belgeseli, kitleleri peşine takan bir çok diktatör – sahte lider – gerçek lider! hikayesi. Hepsinde ortak bir taban var. Bir nokta gelince, kendini ‘yüzbinlerin sevgilisi, neredeyse herkesin bayıldığı bir lider’ olarak markalayabilme ihtiyacı baş gösteriyor.

Sebebi basit, Cialdini’nin ikna ilkelerinden biri olan ‘Sosyal Kanıt’ ilkesi. İnsanlar ‘bu kadar kişi onun yanındaysa – onu tutuyorsa- bir bildikleri vardır’ diyecekler. Bu da uğruna uğraşmaya değer bir ideal.

Bu hedef için ilk gereken büyük bir kalabalık bulmak. Fakat eğitimli ve ideolojileri olan kalabalıkları ikna etmek güç ve teferruatlı bir iş. Karakterleri, duyguları, düşünceleri, oturmuş kalıpları aşmak gerekiyor. Oysa bunun çok daha kolay bir yolu var: Kitleni, güçsüz olanlardan oluştur. Parasız, evsiz, çaresiz kişilerden. Bugüne kadar kimsenin ona bir kimlik vermediği ve eğer sen verirsen sana köle olmaya hazır olan kişilerden. Çünkü onlar ne yazık ki, senin bu psikolojik oyununu ve onları kullandığını da anlamayacaklar. Belki de bu bir kazan-kazan anlaşması. Alan razı, veren razı.

İstediğin oy, sadakat, destekçi, takipçi, kısacası ‘nasıl olursa olsun yeter ki kalabalık ve bana köle olsun’ bir topluluksa, tebrikler, şahane bir strateji buldun!

Parasız olsun, bize muhtaç olsun! diyen şirketler

Buraya kadar hikaye tanıdık, peki şirketler cephesinde bu strateji hiç kullanılmıyor mu?

10 yıllık profesyonel hayatım içinde ben bu cümleleri çok duydum; siz hiç duymadınız mı?

‘Kızın kolundaki saati görmedin mi Rolex, o hayatta burada dayanmaz!’

‘O filancanın oğluymuş, burada uzun süre çalışmaz.’

‘Bir dönem çalışmamış, demek ki rahat durumları, zora gelince kaçabilir yani.’

Ve hatta İK görüşmelerinde;

‘Oturduğunuz ev sizin mi?’

‘Hmmmm, Caddebostan’da oturuyorsunuz?’

‘Özel üniversitede burslu mu okudunuz paralı mı?’

Kabul etmek çirkin ve çarpıcı gelse de, bu stratejiyi uygulama peşinde olan çokça şirket var. ‘Bize muhtaç olsun, parasız olsun’ istiyorlar.

Muhtaç olsun ki,

*…bu haftasonu da mesaideyiz! dediğimde yutkunup kabul etmek zorunda kalsın.

*…kendinin olmayan işleri ona yığdığımda bağrına taş basıp yapmak için sırtlansın.

*…altına eleman alacağız söylentisi 5 yıl sürse ve almasak da gidemesin, iki kişilik iş yapmaya devam etsin. 

Borç ödesin. Evi olmasın. Kenarda parası da olmasın. Bize muhtaç olsun. Böylece köle olsun.

Ne yazık ki çalışanların haklarını ve ilişkilerini gereksiz yere birbirine karıştırdıkları bir kültür ve ülkedeyiz. ‘Ayıp olmasın’ kültürü, ruhumuza sirayet etmiş durumda. Halbuki bir insan pekala gerçekten o maaşa ‘muhtaç’ ve fakat pekala haklarını savunup dimdik duruyor olabilir. Ama bizde nedense patron şirketi kültürü oturmuştur: Patronu sinirlendirme, şak der işsiz kalırsın!

 Halbuki en iyi şirketler tam tersi, ne kadar zengin, hali vakti yerinde olsa da ‘çalışmak, katkıda bulunmak, kendini geliştirmek, kariyer yapmak’ amacıyla iş arayan kişileri mutlulukla işe alma peşinde olsa ya?

Zaten şunu kabul etmek zorunda değil miyiz; eğer insanları sadece para ile tutabiliyorsan, berbat bir şirket kültürüne sahipsin demektir.

Şirketin tek gerçek katkısı para, çalışanın tek bağlılık güvencesi parasızlığı olduğu sürece her iki tarafın da tehdit-korku kültürünü yücelttiği bir şirket kültüründen öteye gitmek maalesef mümkün olmayacak.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s