Çok çalıştırmakla övünmek: Bizim ekip yine mesaide!

Konu işse, patronun tek bir derdi olmalıdır: Verimlilik.

Fakat biz genelde zor olanı gözardı etmeyi, kolay olana odaklanmayı tercih ederiz.

Konu bütçeyle direkt bağlantılı bir verimlilik olduğunda, ikramları kısmak, masrafları azaltmak kolaydır.

Bu yüzden iş sahipleri bu aksiyonları kolayca alır, direktörler bu aksiyonları kolayca önerir. İkramlar azaltılır, çalışanlara artık akşamüstleri popkek verilmez, taksi fişlerine limit getirilir.

Zor olansa, bütçeye dolaylı olarak etki eden ama aslında birkaç kek ve çubuk krakerden çok daha büyük maliyete sebep olan meselelerdir. En başta, çalışan sirkülasyonunun yükselmesi. 

Daima yoğun ve daima sirkülasyonun yüksek olduğu alanlarda çalışmış biri olarak, çok net gözlemlediğim birkaç konu var;

-Yoğun sektörlerdeki (örneğin FMCG, perakende gibi) şirket kültüründe, görünmeyen, tehlikeli bir risk var: Sektörün ‘doğası gereği’ yoğun olması, bir süre sonra ‘şimdi erken çıkarsam, ekibi mesaiye bırakmazsam yeterince çalışmıyormuşum gibi gözükür’cü yöneticiler oluşmasına sebep oluyor.

-Odak buraya kayınca, hedef de artık ‘verimli çalışmak’tan, ‘çok çalışıyor gözükme’ye kayıyor. Gereksiz hafta sonu toplantıları, çekinmeden çalışanı geceyarısı aramalar, yok yere krizler patlatıp iş saatleri dışında ekipleri toplamalar hep bundan kaynaklanıyor.

Suni krizler, yoğun sektörlerdeki kötü yöneticilerin yaşam stratejisi haline geliyor. 

-Ne yazık ki fark edilmeyen bir konu var; çalışanlar bunun bir strateji olduğunu çok çabuk fark ediyor. Ve bir süre sonra verimlilik inanılmaz derecede düşüyor. Tebrikler, artık kısırdöngüsü şu olan bir ekip sizin için çalışıyor: ‘Nasılsa illa kriz çıkacak – nasılsa illa bir sebeple mesaiye kalacağız… AMAN kendime yok yere iş çıkarmayayım. AMAN olduğu kadar yapayım, bir de başıma ekstra dert almayayım.’

Herhalde arasındaki ilişki samimi, direkt ve ortak verimililiği hedefleyen bir eğilimi olması gereken en önemli ikili, karı kocadan sonra çalışan ve yöneticilerdir. Bu iki grup bir kez birbirine KARŞI hareket etmeye başladığında, verimlilik yok olur gider.

Kadının kadına yaptığı nedir?

Geçen hafta, Hürriyet İK’nın bir makalesinde, bugünlerde çok konuşulan ‘Annelerin işe dönmesi’ mevzusu tartışılıyordu. Kadınların tükenmişlik sendromu ve esnek çalışma ortamlarının olmaması sebebiyle özellikle anne olunca iş hayatından uzaklaşmasından bahsediliyordu.

Ne yazık ki çokça gözlemlediğim bir durum, kadın yöneticilerin özellikle erkek egemen ortamlarda ‘eşit’ olmak adına daha ‘sert ve toleranssız’ olma çabası gibi bir hataya düşmeleri. Halbuki kadınlar sahip oldukları benzersiz iletişim ve uyum yaratma becerisiyle, bu konuyu dengelemesi ve erkeklere iyi örnek olması gerekenler. Ancak kimi zaman mecburen, kimi zaman egodan ötürü kapılınan kariyer hırsı, başkalarını yoksayarak sadece KENDİSİ için en iyisini isteyen kadın yöneticiler oluşmasına sebep oluyor.

Yurtdışında durum nasıl?

Hep global şirketlerle iş yapmış biri olarak, biz burada ölüp biten mesailer yaşarken eş görevdeki global arkadaşların hiç de bizim gibi işkence çekmediklerini çokça gördüm.

En basit farklar nelerdir?

-Onlar planlı çalışır, çalışma saatlerinin dışındaki talepleri kesin bir HAYIR ile kabul etmez.

-Bizde ilk sırada müşteri kaybetme korkusu vardır; çalışanları veya iş verimliliğini kaybetme korkusu duymayız. Uzun vadeye değil şimdi’ye bakarız ve tüm son dakika taleplerine, şımarıkça isteklere ‘bir anda mesaiye kalarak, sabahlayarak’, ‘anında’ cevap vermek bizim için övünülecek bir şeydir. Müşteri istiyorsa, şimdi yapılacak! deriz. Müşteriye azimle ‘şu an bunu yaparsak, uzun vadede sana verdiğimiz hizmetin kalitesi düşer’ diyemeyiz. 

-Onlar detaylara yeterince vakit ayırabilecekleri şekilde, akıllıca bir plan yapar, projelerin teslim tarihlerini öyle belirlerler. Onlar için 1 aylık sürede tamamlanacak projeler için bizde genellikle 2 iş günü ayrılır. 

-Bizde ‘işleri gereğinden fazla hızla bitirme’ kompleksi vardır. Bir projeye uzun zaman ayırınca başarısız olduğumuzu hissederiz. İyi kötü, yalap şalap, patronun önünde ‘TAMAMLANMIŞ’ işi ilk koyanın kazanacağını düşünürüz. Yine maalesef son derece kısa vadeli bir strateji.

-Yurtdışında çalışan hakları meselesi çok sıkıdır. Mesai saati gibi herhangi bir net kuralın ihlalinde, çalışan hemen İnsan Kaynakları’na durumu ihbar etmekte sakınca görmez. 

-Bizde, hep KORKU vardır. Değil sizi mesaiye bırakan, geceleri arayan, özel hayatınızı yoksayan bir yöneticiyi şikayet etmek; çoğu çalışan işten ayrılırken bile gerçek yorumlarını paylaşmaya korkar. ‘Hoca bana taktı’ kültürüyle yetişmiş çocuklar olarak, sektörden birinin bize ‘takması’ ve bu durumun başımıza bela olmasından son derece korkarız.

Odaklar günlük, hedefler anlık, ilişkiler yöneticinin hedeflerini tutturmasına yönelik olunca; çalışan sirkülasyonunun şirketlere sebep olduğu dev verimsizlik ve maliyet halının altına süprüldükçe (nasılsa hemen görülmüyor), bu ‘çok çalıştıran yönetici’ ve ‘helak olup terkeden çalışan’ döngüsüne mahkumuz.

 

‘BÜYÜK RESMİ’ iyileştirmek ve ‘UZUN VADELİ’ planda başarılı ve verimli olmak konusunda takıntılı olmak zorundayız. Yoksa günlük mesailerle birbirine gösteriş yapan yöneticilerin, tükenmişlik sendromuna kapılıp derdini anlatamayan çalışanların doldurduğu verimsiz, göstermelik ve günlük başarılıardan ibaret şirketlerimizde idare edip fark etmeden kötüye gitmeye devam edeceğiz.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s