Anti-mükemmellik V02: Karşımdaki mükemmel değil!

Benim hatırladığım kadarıyla Dove’un gerçek güzellik kampanyasıyla başlayan furyada, mükemmel olamayacağımızı kabullenmekle ilgilendiğimiz birkaç sene geçirdik – geçiriyoruz.  Ana fikrimiz, kendimi mükemmel olmasam, kendimin ve toplumun benden beklediği ya da bana dayattığı gibi olmasam da çok seviyorum, idi.

Bu, kapitalizmin dayattığı ‘daha fazla’, ‘daha hızlı’, ‘daha iyisi’ ile gözü dönmüş bir dünya için çok sağlıklı bir hamleydi bence. Fakat tek taraflıydı. Hatta biraz da bencil ve vurdumduymaz. Tavrı açıkça şuydu: ‘Ben böyleyim, işine gelirse!’

Yani kiloluyum, burnum büyük, çocuğumla az vakit geçirebiliyorum, her zaman bakımlı değilim, bazı şeyleri bilmeyebilirim. Beni böyle beğeniyorsan eyvallah! Yok beğenmiyorsan, hadi sepeti koluna herkes kendi yoluna. Kendini ‘olduğun gibi’ sevme durumu beraberinde bu ‘yeni ideal’ ve ‘neo-asi’ ben’imize uymayan çevremizi de şutlama boyutuna gelebiliyordu: ‘Ben böyle tamamım. Biri bana daha iyi veya farklı ol mu dedi? Onu hayatımdan çıkarırım. Çünkü ben tam olarak böyle çok iyiyim.’

Ancak bu kendimizi öyle böyle değil nasıl bir her haliyle sevmek durumunda, ‘diğerleri’ni şutlamadan önce bir soluk almakta fayda var;

İlk bölüm olan ‘kendimizi olduğumuz gibi sevme’ mevzusunu yeterince yiyip yuttuysak ve kendimizi mevcut halimizle sevme konusunda tamamsak, şimdi ikinci olumlama adımına geçebiliriz: ‘Karşımdaki mükemmel değil!’

Bu cümle, özellikle de kurumlarda çalışan ve dertleri doğal olarak bitmeyen ‘beyaz yaka’ için gerekli ve umut verici. Beyaz yaka sürekli dertli evet, hep şikayetçi, hep mutsuz, çok doğal çünkü insanla çalışıyor! Çoğu insanın ‘zor olan iş değil, insanla uğraşmak!’ dediğini duymuşsunuzdur. Beyaz yakanın bireysel olarak yakım yakım yakındığı dertler aslında hep karşılıklı ve hepsi insan odaklı. Karşılıklı çünkü ast üstten, üst asttan, müşteri hizmet aldığı firmadan, firma müşteriden fenalıklar geçirip duruyor.

Aslında bu şikayetlerin birçoğu, başlangıçta iyilikle belirlenmiş standartlar sebebiyle oluyor.

Müşteri firmasına şöyle davranmalı, çalışan müdürüne böyle davranmalı, müdür bir şey dedi mi çalışan şöyle yapmalı’larımız var. İşte bunlar birinci tekil şahısta kaldırdığımız kuralların aynısının ikinci tekil şahıs halleri! ‘Güzel kadın olmalıyım, kusursuz yönetici olmalıyım, müşterime hata yapmamalıyım.’ yerine ‘Bana hürmetli olmalısın, kusursuz hizmet vermelisin, aralıksız itaat etmelisin.’ Kendimizi dövmek seansında biraz olsun yumuşayabildiysek, ‘insanla çalışmak’ adlı ebedi derde panzehir olarak artık öğretinin ikinci bölümü olan ‘karşımdaki mükemmel değil’ kısmına geçmemiz gerekiyor.

Normalde bir patron böyle olur (bu arada kim demiş ve gerçekten bunun gerçekleşmişi var mıymış?) AMA benimki şu konuda biraz deli, olabilir! Normalde çağrı merkezi beni arayınca sorduğum sorunun cevabını küt diye bilmeli, ama bilememiş tutulmuş olabilir, OLABİLİR! Özetle, sen nasıl sivilcelerin, kiloların, komplekslerin, şikayetlerin ya da kendine özgür herhangi dikenlerinle güzelsen, karşındaki de öyle! Karşımızdakinden hele ki kurumsal ortamlarda kıran kırana mükemmeliyet beklemek yerine dişimizi sıkıp ‘o da insan’ diyebildiğimiz; anti-mükemmeliyetçilik yasasının sadece bize değil karşımızdakine de çalıştığını kavradığımız an dünya daha güzel bir yer olacak. Hadi şimdi kusurluluğa övgü aynasını hep beraber karşıya çevirelim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s