Çalışma demiyorum, hobi olarak yine çalış.

İş, yaramaz bir çocuk gibi: Aynı anda hem çok sevip, aynı sebepten fark etmeden kendini, tüm hayatını ona adamış ve kendini unutmuş bulabiliyorsun.

8-5’siz geçen 1 ay insana, aslında insan olduğunu hatırlatıyor. Hele ki fiziksel ve ruhsal olarak kemirilmeye çok fazla alışılmış ruhlarımız için, ara vermek müthiş bir kendine dönme zamanı. Tabii bu dönemde yaşanan o müthiş ‘her şey beyaz yakadan yanılgısı’nı da aşmanı sağlıyor.

Beyaz yaka işleri kötülemeye ve her şeyi onlardan bilmeye o kadar alışmış bir kültür oluştu ki, kendimizle yüzleşmek istemediğimiz her hatamızı beyaz yakalı işimize atfediyoruz. Kendime bakardım ama işim, sigara içmezdim ama işim, kitap yazardım ama işim, daha sosyal olurdum ama işim… Beyaz yakalı işimizin neredeyse tüm seçimlerimizi bizim yerimize yöneten bir kontrolsüz asistan olmasına izin veren yine biziz. Pasif bir kaybediş, tembelliğe izin verdiği için işimize geliyor büyük ihtimalle. Sorumluluk alıp dengeyi sağlamanın kendi elimizde olduğunu hatırlamak yerine.

Ana odağın, kendin olsun.

Burada, aklıma ailemin -çoğumuzun ailelerinin- korkutucu sanatsal kariyerlerimize panzehir olmasını umdukları o cümle geliyor aklıma: ‘Bir işin olsun da tiyatro yap, hobi olarak yine yap.’ Bunun altında yatan masum(?) dilek şuydu: Senin ana odağın işin -para kazandıran, ofise gidilen, ssk’lı- olsun, bundan boş kalan zamanında tiyatro mu yapıyorsun müzik mi, amenna.

İşte üzerimizde taşıdığımız dev iş çuvalını sırtımızdan indirip yaşamaya başlamak için bizim için de formül burada yatıyor: ‘Çalış demiyorum, hobi olarak yine çalış.’ Yani ana odağın kendin olsun: Kendi bedenin, fiziğin, sağlığın, mutluluğun, huzurun. Bunları birinci sıraya koyarak, kendi değerini hiç unutmayarak ve hep koruyarak, istediğin işi yapabilirsin. Kendi önceliklerini yok etmeden, kendini ‘aman koyverdik gidiyor işte, zaten iş çok yoğun, ben de o yüzden kilo aldım, kitap okumayı bıraktım, sinemaya gidemiyoruz, kıyafet hiç almıyorum, dışarıda yiyecek vakit mi var?’ girdaplarına sokmadan yaşamak pekala senin önceliğin olabilir, olmalı da.

Dengelerin gardiyanı sensin.

Sen bakmadığında kimse sana bakmayacak. Sen kendini düşünmedikçe kimse seni düşünmeyecek. En başta da işin bunu asla yapmayacak. İş yaramaz bir çocuk gibi: Aynı anda hem çok sevip, aynı sebepten fark etmeden kendini, tüm hayatını ona adamış ve kendini unutmuş bulabiliyorsun. Dengeler önemli, dengelerin gardiyanı sensin. Hiçbir şirket politikası da senin için sporu bırakmana üzülüp elinden tutup seni spor salonuna götürmeyecek. Kendini birinci sıraya koymadığın her gün, ay, sene, yine kendi fiziksel-ruhsal sağlık kredinden yiyecek.

O yüzden formül çok basit – ailelerimizin yıllar önce keşfettiği: Çalış demiyorum, hobi olarak yine çalış.

Ama ana işin, kendin olsun.

Mutlu ve huzurlu olmayan birinin ne işine, ne çevresine faydası yok.

En önemli projen kendin olmadığında, oyun sona erer.

One comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s