Yoğun çalışmanın hazin sonu: Ve karşınızda sürdürülemez enerji!

Sürdürülebilir enerji deyince içimizdeki kurumsal-iyi insan hemen bir hareketleniveriyor.

Hemen google’lıyoruz:

Sürdürülebilir enerji, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için gerekli olan kaynakları tüketmeden ve yeterlilikleri tehlikeye atmadan, bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilen enerji biçimini ifade eden bir terimdir.

Peki ya bize n’oluyor?

Vücudumuzdan ve ruhumuzdan gelen hiçbir sinyali dinlemeyip her gün yarış atı gibi koşuşumuzu daha hızlandırırken, kendi sürdürülebilir enerjimize ne yapıyoruz?

Yazdığım her şeyi yazmama ve ürettiğim her içeriği üretmeme sebep olan tek bir temel konu var hayat boyu: Neyi normal olarak algılayıp neyi algılamadığımız. Çünkü bence büyüleyici derecede şizofrenik.

Kendi kaynaklarımızı har vurup harman savurmayı normal, hatta düzenin bir parçası olarak görürken, 1 sene, 5 sene, 10 sene sonraki kendimize ne yaptığımızla zerre alakamız yok. Sağlıksız yerken -ama sıkı çalışırken-, az uyuyup oksijensiz şehirde ordan oraya savrulurken kendimize hazırladığımız hızlı intihar programını ne güzel görmezden geliyoruz.

Şirketlere gelince, onların da pek umrunda değilmiş gibi görünüyor.

Biri deli gibi, gece gündüz çalışıyorsa, kendini unutup işini hatırlıyorsa, ‘boynum tutuldu midem yandı stresten ama yine de geldim’ diye koşup ofisine atlıyorsa alkışlanıyor. İnsanlığını unutup çalışanlığını hatırlamak pek sağlam bir meziyet çünkü.

Hadi buna da tamam, insan hakikaten bazen çok gaza gelebiliyor.

Kendimden de çok iyi biliyorum, öyle işler var ki kalbini çarptırıyor, ağzının suyunu akıtıyor ve sen varsın sağlığımı çıkarıp şöyle sağa koyayım, işime bakayım, diyorsun. Amaaa gel gör ki bir noktadan sonra vücudun ve ruhun bunu yemiyor. İşte kargaşa burda başlıyor.

Elin adamı esnek çalışma saatleri diye diretiyor, 5 dedin mi ölse o işten çıkıyor, iş saati sonrası mail atma yasakları getiriyor, eh salak çünkü! Bizim enerjimiz çok ve varımızı yoğumuzu şu anda yaptığımıza fazlasıyla, tükenip patlayıncaya kadar vermemiz gerekiyor. Ha, başta sürdürülebilir enerji mi demiştik? Onu kimse pek düşünmüyor.

Düşünmeyince, hele ki ciddi yoğun çalışılan sektörlerde şöyle bir durum oluyor. 23-30 yaş arası kendini unutacak kadar, parçalayacak kadar çalış, sınırlarını zorla. 30’da patla ve erken emekliliğe ayrıl. Yerine 23 yaşında taş gibi hem yine 7/24 çalışıp hem de kuş kadar para alışını dahi motivasyonuyla rasyonalize edecek bir bebe gelsin.

İşte böylece bu ‘sürdürülebilir enerjinin’ olmadığı yerlerde, iş gücü hep genç, hep enerjik, hep hevesli kalıyor. Tünelin ucundaki ışığı görmese bile. Nedense bir zamanlar kendisi gibi enerjik ve hevesli olanların çatır kütür bırakıp kaçtığını gördüğünde ise, yine o anın gazıyla tek düşündüğü ‘oh bana yer açıldı’ oluyor. Yahu bu adam neden gitti, daha o da gençti, nasıl böyle hızlı tükendi diye düşünecek modda olmuyor.

Hızlı tüketim toplumu oluşumuzu çalışma hayatına da bir güzel entegre ediyoruz. Hevesli ve istekli biri mi geldi, sonuna kadar tüket, bitince at gitsin.

İstikrarlı bir deneyimi ödüllendirip, esnek insanlık alanları tanımak bize ters. Hele ki yaratıcı endüstrilerde haşa. Yapman gereken, oltaya takılan hevesli balıkları durabildiği maksimum süre oltada tutup, nefesi tükenmeye bir kala kendi denizine löp diye bırakmak.

Elimizde ne kalıyor? Kalbinin ateşi sönmemiş olsa da gözünün feri yorgunluktan sönmüş, tam deneyimle aşkın birleştiği en üretken çağında ya sektörüne küsmüş ya yorgunluktan bitap düşmüş bir avuç yetenekli insan posası. Aman ne güzel! Kimse de dönüp demiyor, yahu bu adamları niye en üretken zamanlarında kaçırdınız? Ama daha çok şu deniyor: ‘Aferin aferin, sonuna kadar çalıştırın. Çalışsınlar yahu, işleri ne! Ne demek haftasonu gelmem, ne demek mesaiye kalmam? O adam bir haftadır 6’da çıkıyor hayırdır? İş verin şuna, insan bir hafta hiç mesaiye kalmaz mı?’

Aşırı doz çalışmanın yüceltilmesinin elzem sonu, sürdürülemez enerjinin mihenk taşı oluyor. Kullan at yetenekler ve ‘o anda ne varsa tümünü o anda tüket’ zihniyetiyle, alın size mikemmel bir sürdürülemezlik tablosu.

Aaa ama pardon, arada bir şirket pikniğine ve happy hour’a gitmişlerdi hani, çok bile değil mi enerjilerini sürdürülebilir kılmak ve 7/24 çalışmaya motive etmek için? Sürdürülebilir olmak insanın içinde olacak canım. Yoksa ben mi sürdüreceğim onun enerjisini senelerce? Peh. Önümüze, yakın geleceğe, en yakın sonuçlara bakalım. Uzun vadeli düşünmek bize ters. Hadi şimdi işlerimize.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s