Gönlünden bir parça isteyen işler

En zoru da bu, en sevdiğim.

Eğer bir iş biraz tutku ve daima proaktif olmayı gerektiriyorsa, belli ki standart insanlarla uğraşmayacaksın. İşte bütün eğlence burada başlıyor.

Çünkü en başta biliyorsun ki, o adam senin için çalışmıyor.

Kendi tutkusu, kendi tatmini, kendi dünya görüşü için çalışıyor. Sadece yollarınız kesişmiş, senin üzerinden kendini gerçekleştiriyor.

Dolayısıyla işini sadece sen bakarken değil, hep iyi yapacak. Çünkü onun savaşı, yarışı kendisiyle, aklında hayalinde gitmek istediği bir nokta var ve odaklandığı yer de orası. Senin yönlendirmen veya varlığınla motive ve demotive olmayacak.

Daima daha fazlasını yapacak, daima daha ötesini arayacak. Yetmeyecek kendini durmadan aşacak.

Sonra, bu vizyoner, tutkulu ve büyük ihtimal biraz da deli adamı alıp ondan standart isteklerle verim almaya çalışacaksın. O adam orda tökezleyecek. Çünkü onun için ‘zaten’ olan yüksek standartları sen ona kurallarla, yasaklarla dayatmaya çalışacaksın. Sonuca değil, yola bakacaksın. ‘Benim istediğim gibi olacak, benim gösterdiğim yoldan git’ diyeceksin.

Her şeyi o kadar standardize edeceksin ki, o tutkulu adamla; sadece maaş gününü beklerken saat sayıp minimum eforla çalışmak için ince hesaplar yapan ötekinin farkı kalmayacak.

Derken tutkulu adam aptal yerine konulduğunu hissedip ister istemez, yavaş yavaş diğer standart insana dönüşecek, hevessizce. Ya da…

Steve Jobs’un dediği gibi ‘Zeki insanları işe alın ve yollarından çekilin’ ilkesine, yani sana sonucu sıfır ve birlerle kanıtlanamayacak bir performans kriterine inanacaksın. Ve senin de vizyoner biri olarak derdin küçük maliyet hesapları ve koskoca insanlara öğretmen kıvamında bir disiplin sağlama hevesi olmayacak. Sen sonuca bakacaksın, ve işin dayatmak değil ilham vermek olacak. Diretmek değil, dinlemek. Üstelemek değil, değişmek. Ve göreceksin ki tutkulu insanı ne kadar özgür bırakırsan, sana o kadar katkı getirecek.

Burada hep akla gelen soru şu: Ama insanlar bu kadar öz disiplinli değil ki! Kontrol etmeyince çalışmıyorlar! Tamam, zaten öyle olsun. Bu düzenin içinden, kontrol edilmedikçe çalışmayan ve hayalindeki dağlara tırmanmaya çalışmayanlar çıksın. Bir seçim yapmak aynı zamanda diğerlerini seçmemek değil mi? Ama kalanlar özgür bir sahada oynasın, ki içlerindeki en iyi potansiyel açığa çıksın.

Hem tatlı yiyeyim hem kilo almayayım ikileminin bir benzeri olan, ‘hem tutkulu bir insan olsun ama hem benim rutinime uysun ve şu sıkıcı işleri de ona verelim’ stratejisi tutmuyor, işin kötüsü o zaman ne en büyük ne en küçük işlerin doğru yapılıyor. Konu gönlünü koyacak bir iş yapmaya gelince, tüm kuralları yeniden yazmak ve bolca alan sağlamak genellikle hep değiyor. Geçende katıldığım harika bir eğitimde, bir eğitmenin söylediği gibi ‘Bir konu bir çalışan tarafından içselleştirilmediği sürece istediğiniz en katı kuralları koyun, istediğiniz sonuçları alamayacaksınız.’ Burada hazır tutkusu kurulumda yapılmış, ateşini kendi yakmışlar varken onları en iyi potansiyellerini açığa çıkarak kadar özgür bırakmak bu yüzden iyi bir fikir.

Bunu özellikle teknoloji şirketleri çok iyi ve çoktandır yapıyor. Ve yakında çalışanların çok net ikiye ayrıldığı bir döneme geleceğiz; ‘Senin için çalışanlar’ ve ‘nerede olursa olsun kendi için çalışanlar’. Ve gönlünden bir parça isteyen işler için CV’ler kesinlikle ayrı kariyer sitelerinde toplanacak, isteyene…

http://www.gozdeattila.com

One comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s