Her şey iyiyken o hatayı neden yaptın?

IMG_3194.jpg

Hepimiz içgüdüsel olarak keşfetmeye, deneyimlemeye karşı büyük bir açlık duyuyoruz.

Zaten öyle olmasaydı, en basit haliyle bize yetecek kadarıyla bir düzen kurar ve bu şekilde uzun yıllar hayatımızı sürdürebilirdik.

Tatiller, oyuncaklar, yeni olan her şey, teknoloji, moda…Koskoca bir deneyimleme ekonomisi dünyayı çekip çeviriyor olmazdı.

DSCF5130_3209

Fakat durum bu kadar basit değil. Çünkü insan olarak, genellikle kendi sandığımızdan bile çok daha karmaşık bir yapıya sahibiz.

Daha çocukken hiç ara vermeden ‘Neden, neden, neden?’ diye sorup duran bizdik. ‘Peki niye köpeğe tasma takmış?’ – ‘Peki köpek kaçsa ne olur ki?’ – ‘Peki neden yakalayamaz?’

Büyüyünce de durum çok değişmedi. Genel sorularımızın çoğuna iyi kötü cevaplar bulmuş ve kabul etmiş olsak da, bir vefalı soru peşimizi hiç bırakmadı:

‘Ya şöyle olsaydı?’

what-if1

Yüzyıllardır sorumluluğu kadere, kısmete vermeye çalışıyoruz çünkü içten içe hayatın (sadece kendimizinkinin de değil) bizzat bizim yaptıklarımıza bağlı olması fikri bizi çok korkuttu. Fakat ne kadar inkar etmek, topu kadere atıp rahat etmek istesek de o küçük hisle içten içe biliyoruz. Biz bir şey yapıyoruz, ve hayat ona göre devam ediyor.

İşte tam da bu yüzden ‘karar vermek’ bu kadar zor, bu kadar ağır. Çünkü biliyoruz ki biz neye karar verirsek, neyi doğru sayarsak, neyi normal kabul edersek bundan sonra hayat bizim için öyle devam edecek.

Ve bu süreçte bir ‘hata’ yapmak, yapmış olmak, bizi ölümüne korkutuyor.

Ya yanlış karar verirsem? Ya o yol ayrımında yanlış yere saparsam?

Dönüp bakınca herkesin kendi hayatında hata olarak tanımladığı çok belli başlı yerler var; iyi giden bir işi varken yanlış bir kariyer yoluna sapmak gibi, sevdiği birinden ayrılıp sonra bir daha yolunu bulamamak gibi, zor geldi diye eğitimini yarım bırakmış olmak gibi…

Bunlar genel olarak ‘hata’ olarak tanımlanıyor.

Belki de yaşadığımız toplum bunların hata olduğuna ve hatanın kötü olduğuna bizi o kadar inandırmış ki, neyin hata olduğunu sorgulamayı bile bıraktık.

Peki hata buysa, neden hata yapıyoruz?

Genellikle hata olarak nitelendirdiğimiz eylemleri gerçekleştirirken, derine inince hepimizin ortak bir motivasyonu göz kırpıyor;

‘Madalyonun öbür yüzünü görmek.’

İnsan dediğin yerinde duramıyor, çocukkenki gibi sormadan, düşünmeden, ‘Ya şöyle olsaydı?’ demeden edemiyor.

94H.jpg

Bu iş iyi gidiyor ama ya diğer işi yapsaydım? Bu ilişkim iyi ama ya şu kişiyle birlikte olsaydım? Bu hiç benlik değil biliyorum ama ya yapsaydım?

Sevmeyeceğimi biliyorum ama ya şunu deneseydim?

Hepimiz, kısıtlı bir hayat sürecine maksimum deneyim sığdırmak, içimizdeki milyonlarca kişiden olabileceğimiz kadarını ayrı ayrı olmak için yanıp tutuşuyoruz.

Üstelik iyi haber şu ki bunda utanılacak, sıkılınacak bir durum da yok.

İnsanoğlu, yeni’nin, ilk’in, başka’nın, ya öyle olsaydı’nın peşinden gitmeye sürekli meyilli olan meraklı bir çocuk. Büyümeyen, iflah olmayan maceraperest ruhlarımız var.

117H.jpg

Hal böyleyken, geçmişe dönüp yaptığımız hatalar için kendimizi yiyip bitirmeden önce bir de bu pencereden bakmak gerek.

Evet belki en doğru karar değildi, belki kayıp, acı, yalnızlık, sorunlar getirdi. Evet belki sadece siz bu kararı verdiğiniz için sizin ve başkalarının başına bunlar geldi.

Ama büyük ihtimalle bunu, şu anda yukarıdan kendinize baktığınız gibi ahmaklığınızdan, kötülüğünüzden, sorumsuzluğunuzdan, düşüncesizliğinizden yapmadınız.

Çok basitçe, insan olduğunuzu, hala oyunda olduğunuzu deneyimlemek istediniz.

Elbette bu içgüdünün peşine mantığı takmadan takılmak her zaman iyi sonuçlar vermeyebiliyor. Ama bazı hatalar da yapmadan derslerini hediye etmiyorlar işte.

Bir hatanın ağırlığını üstünden atamamanın, kendini yiyip bitirmenin en kötü yanı, bütün hayat enerjimizi, kendimize olan inancımızı yiyip bitirmesi.

Tam da bu yüzden, kısaca ‘Hatalarınızı sevin, kendinizi affedin.’ olarak özetlenince klişe bir spiritüel öğreti gibi görünen öğüdü bu açıdan yorumlamak gerek.

Hatalarınızı sevin, çünkü;

Siz ‘durup dururken her şeyi mahvetmek’ istemediniz, sadece ‘madalyonun diğer yüzünü görmek’ istediniz ve merakınızın peşinden gittiniz.

Bu da aslında bir hayatta olma belirtisi.

Kendinizi ve meraklı yanınızı bağışlamak için yeterince harika bir neden değil mi?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: