Masa başı hapisanesi, mahkumlarını bir bir kaybediyor.

 

 

h4

Yıllarca koltuklara, doğrulara, dogmalara, şirketlere yapışmış bir kültürün çocukları ve torunları olarak biz iş hayatını bayağı güzel bir sirk yerine çevirdik.

Herkes iş değiştiriyor, girişimci olmayı  veya işi bırakıp dünyayı gezmeyi deniyor. Çünkü artık herkes kendi sınırlarına gitmek istiyor. 

Eskiden kendi sınırlarına gitmek isteyenler genelde sanatçı olurdu. Böylece  görünürde iki kutup vardı, “sanatçılar” ve “ciddi iş adamları”. Ciddi iş adamları, çılgınlıklarını içine atar, herkes gizli gizli sanatçılara özenirdi. Çünkü onlar kendi limitlerine gidenlerdi. Sahnede her şey mübah, sokakta her şey günahtı.

Oysa şimdi, yeni dönemde, kendi sınırlarına gitme lüksü demokratize edilmiş durumda. Artık herkes, kim olduğundan bağımsız, kendi iç sesine kulak vermeye daha açık, bunu kariyer konusunda da yapmaya çekinmiyor. 

Hal böyleyken, şirketlerin de mülakat ve mükafatlarını buna göre dengelemesi gerekiyor. Zira, bir çalışanı, “hobileri olsun, çok okusun, vizyonu olsun, enerjik olsun, çevresiyle ilişkileri iyi olsun” kriterleriyle işe alıp sonra onu rutin görevleriyle içeri tıkmak, onun birkaç ay sonra gitmesini garanti etmek demek oluyor. Sadakat bekleyen şirketler artık en iyi çalışanlarının vizyonunu dinlemek, ona uymak, onu sürekli yeniliklerle donatmak durumunda. Ki zaten en iyi şirketler bunu yapmaya başladılar bile.

Tabii bu konu sadece çalışanları değil, tüketicileri, dolayısıyla markaları, şirketleri de etkiliyor. Eskiden çok üstüne gidilen sadakat programları artık tatlı bir hayale dönüşmeye başlıyor. Artık ne zaman nerede canı ne isterse ona göre karar veren, satın alan bir tüketici var. Biz genel olarak, kararsızlıklarını meşrulaştırmış bir kuşağız. 

Ben bu dönemi çok seviyorum, çünkü her şey yavaş yavaş doğaya benzemeye başlıyor. Spontan, değişken, özgür, potansiyelinin tamamının peşinde koşan, yerinde duramayan.

Sonunda kendi içindeki rehberi okumaya, dışarıya daha sonra bakmaya cesaret eden müthiş bir kuşak var artık. Dolayısıyla bu, anlatılan doğruları, hissedilen doğrulara göre ikinci plana atan bir kuşak. İş dünyasında tatlı bir devrimin kapıları yavaş yavaş aralanıyor. Çıkamazsın’lar, gelemezsin’ler, yapamazsın’lar, sen sus’lar sonbahar yaprakları gibi ağaçlardan düşüyor ve düşmeye devam edecek. Şirketler en iyi çalışanlarının doğalarına uyum sağlamaya başladıkça ise, en iyi insanların birleştiği ortak girişimlere dönüşen büyük şirketler büyük başarılara imza atacak. Böyle oldukça da, hantal büyük şirketten kaçıp girişimci olmak isteyenler için yeni bir alternatif, girişimci gibi çalışan, kendini yenilemiş büyük şirketlerde çalışmak olacak. Yani şu anda büyük şirketlerde çalışmak değil startup kurmanın moda olduğu dönem; büyük şirketler meseleye daha çok uyandıkça yeniden tersine dönecek. Çalışanlar, büyük şirketleri, sermayesi sağlam olan kendi startupları gibi görmeye başladıkça, en iyiler bir araya toplanacak ve büyük şirketlerin önlenemez yükselişi yine tırmanışa geçecek. Trend yine bu yöne kayacak.

Şu Facebook’ta bolca gezen aşağıdaki görselin iş hayatıyla ilgili olanını da pek yakında göreceğiz bence. “Eğer masa, takım elbise ve müdür”ün ortak noktasını biliyor ve buna iş hayatı diyorsanız, siz artık yaşlısınız.

kaset.jpg

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s