Geçsin diye beklediğin ne varsa, hayatın kendisi o aslında

time-watch-waiting.jpg

Ne kadar çok doğru zamanın gelmesini bekliyoruz.

Sadece doğru kişiyle tanışmak, doğru işi bulmak, doğru eve rastlamak, doğru fırsatı yakalamak için değil.

Kendimizin en doğru hali olmak için de, önce her şeyin düzelmesini bekliyoruz.

Aslında çok çalışır tüm yeteneğimizi kullanırdık da… iyi bir yöneticimiz olsa.

Aslında çok sever çok sarardık da… paramız olup kafamız rahat olsa.

Hep yapmak istediklerimizi yapmak için önce mükemmel ayarlar tamamlansın istiyoruz. Hele bir şu mükemmel olmayan her şey geçsin, ondan sonra. 

Hepimizin bu ‘sadece kendimizin sorunları’ sandığımız şeyler, aslında istisnasız herkesin sorunları.

‘Adam tabii yapmış, ödül almış da ben yapsam kimse dinlemezdi ki…’ diyoruz mesela. Oysa o adamı da dinlemezdi zaten, tek farkı kendini nasıl dinleteceğini bulmuş olması.

‘Ben gitsem bu görevi bana vermezlerdi ki bu yaşta’ diyoruz, zaten ona da vermediler. Farkı bunu kabul etmeyip ‘bir yolunu bulmuş’ olması.

Uzaktan bakınca ‘diğerlerinin’ mücadelesi pürüzsüz, yolları düz, kafaları çok rahat görünüyor.

Fakat aslında başaranların tek sırrı, ‘o engelin’ geçmesini beklemeden sahneye çıkmış olmaları. Ve hiç pes etmemeleri.

Biz eşimizden, dostumuzdan, işimizden, koşullarımızdan, parasızlıktan, havasızlıktan, tatilsizlikten, yeteneksizlikten şikayet ederken birileri kalkıyor, ellerinde ne varsa onunla yola çıkıyor ve yapıyor. En iyisi olmasını beklemeden, ama mutlaka ‘bir şey’ olmasını bekleyerek. Biz de geçsin diye yerimizde sayarken bir bakıyoruz yıllar geçmiş, o ‘mükemmel olmasa da yapan’lar şimdi gerçekten mükemmele yakın olanlara ulaşmışlar.

Sorununuz ne olursa olsun, büyük ya da küçük ne olursa olsun şimdi kabul edelim: O şu an burda ve sizinle.

Onunla ne yapacağınız size kalmış.

İster onu kolunuza takar, bekleme salonuna geçer ve orada birlikte çürürsünüz.

İster yine onu kolunuza takılır, cesurca yola çıkar ve her adımda daha iyiyi yapmaya çalışırsınız.

Birçok koçluk görüşmesinde dönüşüm noktası da burada oluyor. ‘Evet yapardım ama benim…’ cümlesinin bir bahane olduğunu keşfettiği an, bir insan değişiyor. Elindeki düne kadar sorun olarak gördüğü şey yere düşüp kırılıyor. Evet yapardın ama senin… sorunlarının sana engel olmasını seçen sensin. Evet yaparsın işte, meydan senin. 

Bugün ‘mükemmel olmayan’la yola çıkanlardan ol. Emin ol geri dönüp baktığında pişman olmayacaksın.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s