Bunu seçtin ama… Diğer seçenek daha mı iyiydi?

Confused_452x339_220612

Tutkularımız, arzularımız, özlemlerimiz farklı olabilir ama hepimizin hayatında karşı konulamaz ortak bir cazibe var: Diğer seçenek. 

Onun yüzünden, hiçbir zaman ‘tam’ değiliz, hiçbir zaman ‘tamam’ demiyoruz.  Çünkü bir şey ne zaman ‘tam’ olacağını düşündüğümüz kıvama gelse, kafamızda yeni kapılar açılıyor, gözümüz yandaki ‘diğer seçeneğe’ kayıyor.

Hepimizin ayrı ayrı savaş alanları, zorlukları, sınavları var şu hayatta.

Fakat hepimize verilen ortak sınav şu: ‘Gözünü diğer seçenek’e kaydırmadan önüne bakarak yürümeye devam etmek. Başka bir deyişle, Tam’ olmadan, tammış gibi yaşamayı başarmak. 

Hayat gerçek bir Hollywood filmi denklemi:

Sana bir hediye veriliyor: Mesela billur gibi bir ses.

Bir de bunu kullanmana engel olacak içsel bir güç veriliyor: Mesela çekingen bir karakter.

Artı, bir de dışsal engel: Mesela çok tutucu bir çevre. Ne sahneye çıkması!

Sonra da, hediyeni kullansan da kullanmasan da sonunda hissedeceğin bir his: Ya diğer seçenek olsaydı, daha mı iyiydi?

İçindeki hediye, büyütürsen deve, büyütmezsen cüce oluyor.

Yani bilindiği tabiriyle bakarsan dağ, bakmazsan bağ.

Fakat diyelim içindeki hediyeyi aldın, en baştan fark ettin, ona yatırım yaptın, gidebileceği son noktaya kadar götürdün. Şimdi tam mısın? Hayır yine değilsin. O zaman da aklın diğer seçenekte kalıyor. 

Bu yüzden belki de öğrenilecek en önemli bilgi şu: Diğer seçenek, cazibesini  ne olursa olsun her zaman koruyoacak.

Onun ne olduğnun hiç önemi yok.

Gücünü ‘diğer’ olmasından alıyor.

Çünkü o başka, ve senin değil. Tek gücü bu, bu kadar.

Ve ister milyon doların olsun, ister şahane bir aşkın, mükemmel bir işin ve müthiş bir ünvanın, yine de bir şeyler ‘diğer’ olmaya devam ediyor.

Ajda Pekkan, çok samimi bir röportajında, ‘Şimdiki aklım olsa çok iyi bir iş kadını olmak isterdim. Ve bir ailem olmasını.’ dedi. Evet, ama o zaman bir süperstar olmayacaktı, değil mi? Süperstar olmak çoğumuzun gözünün kaydığı diğer seçenek. Ajda için de çoğumuzun hayatı gözünün kaydığı diğer seçenek.

Peki bu ‘diğer sendromu’ nasıl geçecek? Çünkü eğer gçemezse, sürekli bir şeyin peşinden koşma hali devam edecek. Hiçbir yerde durup şükredemeden…

Bir kere insan kendi yolunu sevmeli. Nietszche’nin çok güzel ifade etmiş olduğu gibi:

‘Senden başka kimsenin yürüyemeyeceği bir yol vardır. Onun nereye gittiğini sorma, düş yola.’

Evet, sen teksin. Yolun da tek. Hikayen de. Orijinal, benzersiz, eşsiz, sadece bir tane. Ve onu gerçekleştirecek olan yalnızca sensin. İşte tam da bunu bilmek, ‘diğer sendromu’ nu biraz dindiriyor. Çünkü artık başkalarında ne var’a, benim için başka hangi opsiyonlar olabilirdi’ye takılıp kalmıyorsun. Bir hayatın, bir tek şu an’ın var ve sen onun içinde yürüyorsun, eğer böyle yürüyorsan, en mükemmel hali de budur. 

Koçluk görüşmelerinde, hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar çok şu noktaya varıyoruz:

Aslında istediğim bu değilmiş!

Sevgilisinden ayrılıp gerçek aşkı bulmak isteyen; işinden ayrılıp hayalindeki işi bulmak isteyen birçok kişi, konunun derinine indiğimizde ‘Aslında aradığım bu değilmiş’ diyor. Elbette bunu korkaklıktan gelen bir ataletle karıştırmamak gerek.

Ama dedim ya, insan doğası arsız. Ve sürekli sorgulamaya devam ediyor. Bazen bize sanal, var olmayan sorgulamalar yaratıyor. Sürekli dürten, şüpheci ve biraz da kötü niyetli bir arkadaş gibi:

Seviyorum diyorsun ama, ya o doğru kişi değilse? Bu işi kabul ettin ama, ya diğer teklif daha yüksektiyse? Bu evi aldın ama, ya bir ay sonra daha iyisi çıkarsa?…

Aslında beynimiz bize yine hınzır bir oyun oynuyor.

Onun derdi diğer seçeneğe sahip olmak değil. Ona sahip olunca da durulmayacak.

Onun derdi sürekli ortalığı karıştırmak. Çalışır halde olmak. Bu yüzden konunun ne olduğundan bağımsız, elimizdekinden mutsuz olup diğer seçeneği düşünmehye başladığımız an, zihnin sesini kısıp sakince kapatmak gerek çoğu zaman. Ne olursa olsun, Tam şu an’ın tadını çıkarmaktan daha büyük bir erdem de yok, daha büyük bir mutluluk da. 

Emrah Akay’ın ‘Neden Varım?’ kitabında söylediği gibi;

Kaçınılmazlık olayını sana gönderen kaynağa direnmeyip üstüne bir de şükranlarını sunmalısın….  ….En büyük huzur, kabullenmektir.

Belki de, okulda durmadan bize ‘çocuğum, önüne bak!’ diyen hocalarımız, sandığımızdan daha felsefi bir mesaj veriyordu. Evet, sağda, solda, diğerinde arayacak ve bulunacak pek de bir şey yok. Bunun yerine, kendi hikayemizi sahiplenip ona şükretmeye başlayınca, kaderimiz de değişiyor.

Şimdi en iyisi diğer seçeneği boşver, mesela şu anda bu yazıyı okumak yerine ne yapabilirdim’i boşver. Nasılsa şu anda bu yazıyı okudun, ve bitti bile. Şimdi bir sonraki ‘şu an’a geçelim birlikte, ama ‘diğer’ seçeneklere öykünmeden. Çünkü cennet ve bir kapısı varsa, muhtemelen elindekine şükretmekle açılıyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s